laaynnn, protein zehirlenmesi istiyorum!!!

(Source: piss-and-giggles, via bildigimdendegil)

canlarımmm canlarımızz

(Source: eksilipilav, via saltgereksizdusunceler)

(Source: fatal-e, via sensualtension)

[Flash 9 is required to listen to audio.]

KIZ HAKLI BEYLER

eceaydin:

Başımızdan geçen kötü bir olayın 3 ay sonraki ruh halimize hiçbir etkisi yokmuş. Yaşamımızdaki yüksek mutluluk anlarının da normal ruh halimize bir katkısı yokmuş; adaptation-level phenomenon denen bir hadise işte, seni çok mutlu eden bir olaya 2 hafta sonra alışıyormuşsun. Artık seni ilk günkü kadar mutlu etmiyormuş. Zaten de insanın inanılmaz bir adaptasyon yeteneği varmış, fiziksel manada olsun duygusal manada olsun her şeye alışıyormuş.

Yani ekstrem mutluluk ve mutsuzlukların genelde ne hissettiğimizle bir alakası yokmuş, olayların bir yere kadar ruh halimizle ilgisi varmış. Yani ortalıkta ciddi bi sorun yok gibi gözükürken geceleri uyuyamıyorsak, minibüste gözlerimiz dalıyorsa, arkadaşlarımızın yanında aniden başka şeyler düşünüyorsak bunlar birazcık da bahaneymiş. Yani yalan demeyelim ama kendine bir sıkıntı bulmak ve buna kendince haklı gerekçeler çıkarmak.

Çok mutlu olmanın sevgili sahibi olmakla bir ilgisi hiç yokmuş, insan inanılmaz derecede alışan bir varlıkmış, sevgiliyle beraber uyunan gecenin genel mutluluk haline bir katkısı yokmuş. Çok mutlu anlar da, çok mutsuz anlar da belleklerdeymiş. Onları biz yaşatırmışız. O çok mutlu günü biz yaşar biz hatırlarmışız, artık yaşamımızda etkisini kaybetse de.

Fakat kaçmak, o kaçmak yok mu, o “1 saat sonra ders çalışırım”lar, “Ah bir sevgilim olsa ne mutlu olurum”lar, “O gün bana öyle davranmasaydı şu an böyle olmazdım”lar. Bunlar hep mutlu olma becerisi eksikliğine bulunan bahanelermiş. Bir kahvaltı masasında stresten karnı ağrıyınca “Ne olur geçsin şu ağrılar, babamı da anlıyorum artık, bir daha da o bahanelere üzülmiycem” diyor ve sonra her şeyi unutuyormuş insan.

Kaçmak, kendinden kaçmak, şu an elinde olmayanlara sahip olamadığın için mutlu olmadığını iddia etmek; fakat bir gün sevgiline konuşurken “HASSİKTİR LAN ÇOK MUTSUZUM” diye düşünmek, mutluluğu becerememek. Bazı anlardan çok yüksek dozda mutluluk talep etmek, bulamamak ama o çok mutsuz anları hep beyinde yaşatmak.

Neyse ki insan kendiyle barışıyormuş, “hedonic treadmill” diye bir olgu olduğunu iddia ediyordu şimdi adını hatırlamadığım bir psikolog. Çok mutlu da çok mutsuz da olsak bunların hepsi bir değirmende öğütülüp normale döndürüyormuş insanı. İnsan normal hissetmeye eğilimliymiş.

Fakat bir de “relative deprivation” denilen bir hadise varmış, göreceli yoksunluk diye çevrilmesi mümkün ama eksik. Kendini başkalarıyla kıyaslamanın getirdiği mutsuzluk diyelim. Yani aslında başkalarıyla kıyaslamasak kendimizi, halimizden gayet memnun olacakmışız ama artık onun gibi, onlar gibi olamadığımız için kendimizi değersiz görüyormuşuz.

Yani ruh halimizin iyi olup olmaması genel olarak olaylarla değil bir tek bizimle ilgiliymiş kankalar. Bir de şurda ayaküstü finale çalıştım farkında değilsiniz. Unutmadan, iyi ki varsın Gogol Bordello.

(via tarcinlidondurma)

theworldsgame:

In the final minutes Manchester City stole away what is arguably the most exciting title race ever from Manchester United, giving City fans something to finally cheer about after 44 years without a title.

calpsoyy:

akjdgkasjdfasd

çocuğun dibisin lan.

xbacktorealityx:

Always reblog

(Source: lovequotesrus, via astropolarbear)

vay arkadaş pamuk prensese bak!

mantıklı

likes’ladığım postları kuşe kağıda bastırıp akşamları bakasım geliyor…